24 Mart 2026 Salı

SPENCER

 SPENCER: UÇAN VE UÇAMAYAN KUŞLAR


Spencer, bir kuşun kafesten kaçış denemesini anlatıyor. Kuş, Prenses Diana’dan, kafes ise İngiliz

Kraliyet Ailesi’nin Noel’i geçirmek üzere toplandıkları Sandringham Sarayı’ndan başkası değil.

Diana’nın iki farklı kaçış denemesiyle başlayıp son bulur film. Korumalarını atlattığı ilk denemede

arabasına atlamış ancak kendi sözcükleriyle “kaybolmuştur”, bir kuş cesedinin yanından geçip

gider. İkincisinde ise sarayın kuş avı partisinden azad ettirdiği çocuklarıyla birlikte bu kez hayata,

sokağa, sıradan insanların arasına doğru yola koyulur.

Girişteki ibareyle bu “gerçek bir trajediden uyarlanmış peri masalı”nın ayrıntılı bir sembolizm

etrafında ördüğü gibi saray bir kafes, Diana ise tutsak bir kuştur. Celseler, uygun adım yürüyen

askerler, silah kasalarında taşınıp emir komuta zinciriyle hazırlanan yiyecekler gibi militer

referanslar, izleyeceğimiz dünyanın kodlarını elimize verir, anlatılanın esasen bir tür savaş

olduğunun ipuçlarıyla birlikte.

Tıpkı kışlada olduğu gibi, bu kafeste de insanla üniforma, o üniformada vücut bulan unvan yer

değiştirmiştir; yaşayan birey boş kıyafetin içini dolduran nesneden, gökyüzünden bakınca insan gibi

görünen bir korkuluktan ibarettir. Diana ise uçmak ister, bir kişiliğe, ruha ve vicdana sahip olduğu

konusunda ısrar eder, ona yedirilenleri ve giydirilenleri kusar, kapatıldığı kafeste kendini kanatma

pahasına kanat çırpma temrinlerinden, evcilleştirilmeye direnmekten, dünyayı ve kendini talep

etmekten vazgeçmez. Film, olağanüstü bir derinlikle kurduğu, kafese sığmayan, sığmayı da

reddeden, telleri koparma savaşı veren Diana’nın çocuksu, muzip, masum ve çok cesur iç dünyasına

yerleştirir bizi.

Gerek filmin kurduğu gerekse bildiğimiz dünyada Diana’nın ruhuna değenlerin ona aşkla

bağlanmalarında, cenazesini milyonların doldurmasından hayatı üzerine onlarca film, belgesel, dizi

ve kitap üretilmiş olmasında, çırpınırken dökülen kanatlarının kafesin dışındakilere ulaşmasının bir

payı olmalı. Tarihe kalan, insanların yüreğine değen tam da Diana’nın varolma ısrarı, cesareti

olmalı. Kendilerine sunulan seyirlik masalı mükemmelen icra ettiği, prenses kıyafetini üzerine tam

oturttuğu için değil, aksine oraya sığamadığı, filmin yönetmeni Larrain’in sözcükleriyle kraliçe

olmayı reddedip kendim olacağım diye tutturduğu, peri masalını tepetaklak ettiği, koskoca saraya

kafa tuttuğu için bunca sene sonra bile bu denli seviliyor olmalı Diana.

Dahası, ona bakınca kendi kafeslerini, uçmayı deneyişlerini ya da denemeyişlerini de hatırlıyor

olmalı onu sevenler. Film politik bağlamı örtük bir biçimde kursa da (Kraliçe, TV konuşmasında

diktatörlüklerden kaçanlara özgür dünyanın nimetlerini sunabileceklerinden dem vurur!) Kraliyet

Ailesi’nin kendisi ve filmin geçtiği 1991 yılı, politik bağlamı düşünmek için hayli hayli yeterlidir.

Tarihi bir milattan; Berlin Duvarı’nın yıkıldığı, tüm dünyanın Irak Savaşı’nı ekranlardan izlediği,

Balkanlarda savaşların hüküm sürdüğü, Sovyetlerin dağıldığı, neo-liberalizmin zaferini ilan ettiği,

İngiltere özelinde işsizliğin yüzde onlara ulaştığı, geçim sıkıntısıyla birlikte suç oranının da arttığı

bir dönemden bahsediyoruz, dünya nüfusunun önemli bir bölümü için devasa bir kafes anlamına

gelen dünyanın kendisinden.

Film, Diana’nın kafesinin kapılarını kırmasını, dünyaya doğru uçmasını izler, bunu da olağanüstü

yoğun; karşıtını da kapsayıp kucaklayan, tıpkı Diana gibi kanat çırpan bir imgeyle; kuşları tüfekten

uzaklaştıran korkuluk imgesiyle yapar; Diana, çocukken bir korkuluğa giydirdiği babasının ceketini

üzerine geçirir, yani hayli ironik bir biçimde vücudunu bir korkuluğa çevirir, sarayın av tüfeklerinin

hedefindeki kuşları ve çocuklarıyla birlikte kendini de özgürleştirir. Masalı nasıl tepetaklak ediyorsa

kendisine giydirilmek istenen imgeyi de (korkuluktan ibaret olma) öyle alaşağı eder. Kaçar, uçar.

Kurtulur. Mu?


Belki kısacık bir süre için. Masalı, prensesliği tersine çevirerek arzusuna; basit, görünmez bir insan

olarak Thames’in sularına bakabilme, kendi seçtiği yiyeceği; kızarmış tavuğu sonradan kusmak

zorunda kalmadan yiyebilme arzusuna kavuşur.

Ne var ki, filmin ufku yine bir tür kafestir. Ana karakterini sülünle özdeşleştiren, “güzel de olsa pek

akıllı sayılamayacak” bu hayvanların bir kısmının yemek olarak servis edildiğini, bir kısmının

personele verildiğini, bir kısmının köpeklere yedirilip geri kalanın da çöpe gittiğinden dem vuran

bir filmin özgürlük ufku olarak kızarmış tavukları; uçamayan kuşları sunup, üstüne üstlük bunu

dünyanın en büyük fast-food restoran zincirlerinden birinin; KFC’nin sponsorluğunda yapmasında,

filmin bir tavuk reklamıyla sona ermesinde, bu kulak tırmalayacı, haysiyet yaralayıcı dil

sürçmesinde filmin kendi içini oyan, ufkunu delen, kendi kendisinin üzerini çizen bir şey vardır. En

hafif deyimle elbette.

Diana, yine şeyleştirilmekten, bir başka kafesten; paparazzi kameralarından kaçarken öldü; şaibe

söylentilerine ve filmin de alt metninde defalarca altını çizdiği ihtimale göre, ölümü pekala kazadan

ziyade kraliyetin kuş avı müsebbibiyle gerçekleşmiş olabilir. Bu yüzden de yukarıda sorduğumuz

soruya “hayır, kurtulamadı” yanıtını verebiliriz. Ne yazık ki aynı yanıt son kertede film için de

geçerli. Hikayesini ne kadar mutlu sonla bitirirse bitirsin, Diana’nın iç dünyasını bir fast-food

reklamının aracı haline getirerek özgürlük arayışını nesneleştirir, kafese tıkar film.

KFC İngiltere, filmin vizyona girmesiyle birlikte Prenses Diana’nın ikonik kazağından ilhamla

tasarlandığını açıkladığı, beyaz tavuklara arkasını dönmüş siyah tavuk desenli kazağı 35 sterline

satışa sunmuş*. Diana’nın iç dünyası her şeyi pazarlanabilir kılan kapitalizmin kafesinden

kurtulamadı ne yazık ki. Ne de olsa filmde Kraliçe Elisabeth’in paranın üzerindeki fotoğraf olmakla

ilgili sarf ettiği sözlerinde de açığa çıktığı gibi asıl mevzu, artık yönetme kabiliyetini yitirmiş,

seyirlik bir masala indirgenmiş kraliyet falan değil, düpedüz düzeni kuran paranın kendisidir.

Yine de Diana’nın söylediği gibi, “bazı şeyleri bilemezler”, dolayısıyla esir de alamazlar işte.

* https://screenrant.com/spencer-movie-kfc-sweater-merchandise-weird-details/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder