film yapmak, bir vavien bağlantısı kurmaktır der gibidir
sanki film. vavien’i kurmakla yetinmez, vavien’in kendisi olur. açıp kapattığı
büyük parantezde – ilk ve son sahnelerde milletvekili kadın, merdiven ışığını
yakıp üst kata çıkar ama ilkinde vavien bağlantısı olmadığından ışık açık
kalırken ikincisinde kapatılır - hikâyesini anlatmakla kalmaz, birbirini destekleyen
pek çok parantezi de açıp kapatır, hep birbirinin aynı işaretlerle başlayıp
biten, farklı atılan tek bir ilmeğin örgünün tamamını değiştirdiği
parantezlerdir bunlar.
paranteze dayanan anlatı yapısı tesadüf değildir elbette.
aslen fransızca olan, sevilay’ın aksine uzak dünyalarda yaşayıp çok sevilen bir
kadının adını çağrıştıran vavien –va-et-vient- kelimesi, örneğin cinsel ilişki
ya da göz kırpma hareketindeki gibi bir gitme-gelme, açma-kapama anlamına
gelir. tekrara dayalı, birbiri olmaksızın düşünülemeyecek hareketlerdir bunlar.
aşıkla maşuk misali birbirine eğilen iki ucu gerektirirler, parantez gibi
tıpkı. hayatın kendisi de bu tekrarlardan oluşur, yaşamak demek mesela yürüme,
göz kırpma, lokmaları çiğneme gibi bitimsiz tekrarlardan oluşan hareketleri
tekrarlayıp durmak, bir parantez içinde yaşama eylemini tekrar etmektir. bir
ömre sahip olmak da bir parantezi açıp kapatmaktır, içine doğulan metnin hem
parçası olmak hem de ondan kopmak demektir. sevilay’ın aynı kabloyla – göbek
kordonuyla - gidip geldiği, kapanıp açıldığı, öldürülüp diriltildiği, ölüme
atılıp ölümden alındığı bir parantez. aynı işaretle, tekrarlarla açılıp kapanan
bir parantez. sibel’in pavyonda söylediği şarkıdaki gibi ömür boyu sürecek, yıllarca
bitmeyecek bir parantez.
öyle ki film, bu tekrar ve parantezlerin altını çizer
ısrarla. sözcüklerdeki, şakalardaki, davranış ve eylemlerdeki tekrarlardan
otomatik olan ve olmayan kapıların devamlı üstümüze kapanmasına, mesut’un
mastürbasyon yaparken hep aynı şekilde yakalanmasına, “ben bir yemeğe
bakayım”lara kadar bitmeyen bir tekrarlar dünyası kurar. dahası, örneğin bizzat
afişindeki gibi ya da celal’in baca deliğinde –evin parantezlerinde- sakladığı
porno filmlere ulaşması sahnesinde, “ince küpeli kız” ile onun daha donuk ve çökük
versiyonunun oluşturduğu parantez arasında kalmasında olduğu gibi görsel
düzlemde parantez sahneleri de kurar. dahası tekrara dayanan hareketleri de
vurgular durmadan; sevilay’ın tv karşısında örgü örmesi, mesut’un porno film
seyrederek mastürbasyon yapması, cemal’in neşet ertaş’ın video görüntüleri
eşliğinde saz çalması gibi bir ekranın – aynanın - karşısında suret ve surat
gibi yine birbirine muhtaç ikiliyi gerektiren, her biri birbirinin tersi olup
aynı hareketi tekrar eden eylemlere vurgu yapar.
yine de bu tekrarlar, öylesine hayatvaridir ve taşrayı
şimdiye kadar birlikte düşündüğümüz bitimsiz bir boğuntudansa hazza dairdir ki,
vavien’in taşrada olmaya değil, dünyada olmaya dair bir söz söylediğini
söyleyebiliriz rahatlıkla. parantez içre olmaya, tekrarlara mahkûm olmaya dair
bir söz. hüzünlü bir sözdür bu ama hüznünü dayatmak yerine kara komediyle de
arasında ayrıca bir vavien bağlantısı kurar. motosikletten düşmenin kafaya
kakılmasının, zarar gibi görülmenin, sevgiliden gelmiştir diye heyecanla bakılan
mesajların yüzde kırk indirimli kablo mesajı olmasının, sevgili için örülse de
“kadın hırkası bu” deyip istenmeyen bir hırkanın, o hırkayı kendin giymek
zorunda kalmanın, üzerinde o hırkayla bir çuvaldan kurtulur gibi öldürülmüş
olmanın, adın sevilay olsa da sevdiğin adamın gözünde çuvaldan farksız olmanın,
kötülüklerin ve sevgisizliğin kolaylıkla mutlu aile tablosuyla
tamamlanabilmesinin, o tabloya hiç ikna olamamamızın hüznüdür bu. bu mutluluk
tablosunun ancak filmin sonundaki, huzurevi inşaatının açılış sahnesindeki
sırıtan suratları ortasından kesen bir vinç görüntüsüyle verilebilmesinin
hüznü.
bu yüzden dilediği kadar haritadaki konumunu işaretlesin, ad
ve san belirtsin, hiç de tokat’ın erbaa ilçesinde geçmek zorunda olmayan, evet
coen biraderler’in filmlerindeki gibi dünyanın herhangi bir köşesinde
geçebilecek bir hikâyedir vavien. göz kırpılan ya da cinsel ilişkiye girilen,
saz çalınan ya da örgü örülen herhangi bir toprak parçasında. taşrayı merkezin
içinde kurulan bir parantez olarak düşünmediği için de yeni bir filmdir vavien,
aynı ölçüde savunmasızdır da; coen biraderler’in dünyanın merkezinde
yaptıklarından olsa gerek kimsenin merkez mi taşra mı gibi bir soru sormayı
aklına getirmediği şeyi bu soruya indirgenmeyi göze almalarına neden olan bir
mekânda, tokat erbaa’da gerçekleştirir. ne de olsa tıpkı abd’de olduğu gibi
erbaa’da da hayattayızdır, dört yanımız otoban ve uçurumlarla, ağaçlar ve başka
hayat özlemleriyle, o hayatlardan yediğimiz dayaklarla çevrilidir. parantez
açılıp kapanır, o parantezde adımız sevilay olabilir ama sevilmeyebiliriz,
adımız mesut olabilir ama hayatımızın temel sorusu “ellerini yıkadın mı oğlum?”
olabilir. küçük hayatlarımız, sır mertebesine yükselemeyen sırlarımız, taşrada
yaşıyor olmamız hayatta olmamızdan başka anlama gelmeyebilir. herkes, her yerde
karısını öldürebilir ve hiç kimse hiçbir yerde hayatını adadığı şeyler ve
kişiler tarafından sevilmeyebilir, vavien yapmayı bilmeyebilir. evin kadını
karşı eve özenirken evin oğlu o karşı evin kızıyla kırıştırabilir ve adam da
pavyonun andaval ışıltılarında arayabilir mutluluğunu. her yerde görmek demek
göz açıp kapamak demektir.
bu yüzden vavien, yeni bir dil edinmeyi öğütler bize, örneğin
camus’nün yabancı’sının ölüme ve sevgiye kayıtsızlığından farklı bir dil. evet,
yeni bir dil bulmak gerekiyor belki de. tıpkı göbek kordonu yardımıyla
öldürülmüş olmanın, yine aynı göbek kordonuyla dönmeyi, dirilmeyi muştuladığı vavien'de olduğu gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder