sarah, aforoz edileceğine aldırmaksızın, denize bakan ıssız
ormana gitmekten kendini alıkoyamıyor, biraz da aforoz edilmek için yapıyor bunu hatta: "hayır, onlar gibi olmak istemiyorum. nasıl bir özgürlüğe sahip
olduğumu bilmiyorlar. onlar gibi olmaktansa sefalet içinde, toplumun dışında
yaşarım, daha iyi.” sarah, sevdiği adamı toplumdan kopardıktan sonra hayatını
kurabiliyor, denize bakan, üç tarafı açık, resim yapabildiği bir odada hayatını
istediği gibi beziyor, kendi yalnızlığını, toplum dışılığını başkasına
devrettikten, bulaştırdıktan sonra yolunu buluyor ancak.
filmdeki temel imge deniz. deniz imgesinin bütün halleri de
yine sarah'la ilişkili. sarah'ın vazgeçemediği, çevresinde dönüp durduğu, onsuz
yapamadığı, ona doğru çekildiği şey deniz. fırtınalı bir denizde iskelenin
ucunda duruyor. atlayacak gibi sanki. tek başına ya da charles'la buluşmak için
gittiği orman da yine deniz kenarında. filmin sonunda perdesiz odası denize
bakıyor, kucaklıyor onu. charles'ın sarah’ın yaşadığı yerden haberdar olması
da yine deniz kenarında vuku buluyor. tıpkı sarah gibi, charles da yüzünde
derin bir acı ifadesiyle denize bakarak geçirmeye başlıyor hayatını. ve filmin sonu.
charles ile sarah sandalla bir su tünelinden geçiyorlar, denize açılmak üzere.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder