1 Mart 2017 Çarşamba

korku ruhu kemirir: akla seslenen melodram

"mutluluk, her zaman keyifli değildir," gibi beylik bir önermeyle açılıyor film. önce mutsuzluğun kökenlerini ırkçılıkta arıyor, bu mutsuzluk ırkçılık karşıtlığına evrildikten sonra ise mutluluğu ırkçılığa dönüştürüyor parlayan, patlayan renklerle. kendini çokça açık etmeyen bir boşluk. hadi ruhu anladık da, hangi korku diye düşünüyor insan.

ali’nin memleketinden göç ettiğinde isminin kısalması gibi hayatı da azalmış, benliği de aynı şekilde daralmış. çocukluğunu babasıyla develerin üzerinde gezerek geçiren, kırk harfli bir isme sahip olan adam, altı kişiyle birlikte daracık bir odada yaşayan, bütün gün araba altlarında sürünen, üç harfli bir isme sahip biri haline gelmiş almanya’da; ali, o kadarcık.

fassbinder, bu filmini "akla seslenen melodram" olarak tanımlamış. gerçekten de bir melodrama ait olabilecek her şey var filmde. evrensel bir duruma işaret etme iddiasındaymış gibi film, karakterlerimiz, gördüğünüz gibi insan sınıfına mensuplar ve yalnızlar, dokunmak ve konuşmak istiyorlar, der gibi. iyi ruhlar bunlar, dışarıdaki dünya ise kötü, mutlu olmalarına izin vermiyor. erkek güçlü, kadınsa bir melek. melodramatik kurgunun tamamını değiştiren bir farkla elbette: kadın yaşlı, yorgun, hasta. adam ise sosyal anlamda iktidarsız bir göçmen. emmy, başkalarının kirlerini temizleyen bir temizlikçi. ali ise hâkim ırkçı ideoloji tarafından kirli olduğu farz edilen bir milliyete mensup bir göçmen. emmy, hitler’in kim ve ne olduğunu bilmeden onu büyük adam olarak görüp işine geldiğinde ırkçılaşabilirken ali, ismini kaybetmiş ama ben demek yerine kendinden adıyla bahseden biri.

sıradan faşizmin filmini yapmış fassbinder. ırkçılık bir kez kök salmışsa, bazı insanlar, ‘ben burada insandan daha azım, adımdan daha azım' hissiyatına hapsediliyorlarsa şayet – 20. yüzyılda bundan nasibini hiç almamış bir yer kalmış mıdır acaba? - ilkesel bir şey olmaktan çıkıyor faşizm, düpedüz çıkarlarla ilgili bir durum haline geliyor. ‘ben üstünüm’ deme hali. filmde de işaret edildiği gibi, örneğin ekonomik çıkarlarla çelişince de gayet ertelenebiliyor, bakkal, önceleri bir faslı’ya satış yapmazken işler tersine dönünce memnuniyetle yapmaya başlıyor. işkencecilerin iyi aile babası da olabilmeleri gibi, oysa suratlarından kötülük akan canavar olmalarını tercih ederdik, böylelikle kendimizle kötülük arasına gönül rahatlığıyla mesafe koyabilirdik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder