13 Mart 2017 Pazartesi

I, daniel blake: bir ihtimal daha var, o da insan mı dersin?


filmle ilgili söyleyecek çok bir şey yok, zira filmin son sahnesinde katie'nin okuduğu mektup, filmin sözünü fazlasıyla söylüyor zaten. böyle yapmak yerine zekamıza güvenmesini tercih ederdik gerçi.

kean loach sinemasını biraz naif, fazlasıyla doğrudan bulmuşumdur. hep bir başka yönetmenin, iciar bollain'in çektiği yağmuru bile'nin o nefis senaryosunu da yazmış paul laverty'nin ken loach'un filmlerinde aza kanaat getirmesine de ayrıca şaşırmışımdır. ken loach'un filmleri, insanı düzleştiren, basitleştiren, karakterlerini o koskocaman işçi sınıfının taşıyıcısı, hikayenin binek atı gibi konumlandıran filmlerdi. bu konuda çok fazla sözüm yok, zira hayli uzun zaman geçti bu filmleri seyredeli.

fakat I, daniel blake, bu hissiyatımı gözden geçirmeye zorladı beni. ne de olsa iliklerimde, kemiklerimde hissedebildiğim bir karakter bahşetti bana. bu anlamda üstüne bastıra bastıra bir insanın adını başlık seçmiş olması tesadüf değil. ne de olsa, kapitalist devletin karşısına - birey de demeyeceğim, neticede o da politik bir kavram - tarihin şu aşamasında artık unuttuğumuz veya bize unutturulan daha eski bir kavramı; insanı koyuyor. acıkan, açlıktan bayılabilen, üşüyen, üşümemek için saksının içine mum koymak, pencerelere delikli muşambalar germek gibi yöntemler icat eden, toplumun bakışı karşısında utanan, hayatta kalmaya çalışan, aç olsa da minnet duygusunu göstermek için yemeğini misafiriyle paylaşan, çocukken küçük bir odada tıkılıp kalınca hiperaktif bozukluk geliştirebilen, başkalarının acısını ve mücadelesini görüp onlardan şefkatini esirgemeyen, çocuğu utanmasın diye bedenini satan, hayatını bakımına adadığı manik depresif karısının ölümünün ardından gözyaşı dökebilen bir varlık, öz saygısını ve onurunu korumak için mücadele veren, bildiğimiz insan yani. yaşayan bir insan. hiçbirimizin taşıyıcısı değil ama biliyoruz ki bizim hikayemiz bu, hepimizin, hayatta kalmak için mücadele etmek zorunda olan, devletin öldürücü gücü karşısında kırılgan olan herkesin.

daniel blake nasıl yaşamsa, yaşayan insansa kapitalist devlet de ölümün temsilcisi. insanı utanacağı bir konuma mahkum edip dostlarının şefkatini bile reddedebilecek noktaya getirebiliyor ama kendisi asla utanmıyor, yaşayanların üzerine heyula gibi çökmüş ölü bir güç kapitalizm. duygusu, vicdanı, şefkati, değeri olmayan ama tüm bunları öldürecek kadar güçlü, insanlık dışı bir entite. yaşamı sömüren, metayı kutsayan bir varlık. daniel blake ne kadar yaşayan emeği temsil ediyorsa o da ölü emeği temsil ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder