1 Mart 2017 Çarşamba

zelig: sinemanın yanılsamasına çomak sokmak

sinemayı mümkün kılan yanılsamayla uğraşan bir film zelig. gördüğümüz şeye inanırız, oysa sinemada karşımızda gördüğümüz her şey bir yanılsamadır, gerek optik gerekse kurgusal bir yanılsama. bir pencereden ya da kapı deliğinden izlermiş gibi izlediğimiz görüntü, iki anlamda da gerçek değildir: 1) olup bitmiştir, bize ulaşan yalnızca optik bir yanılsamadır 2) oluyormuş gibi yapılan her şey düzmecedir; bir sette olup biten, -mış gibi yapılan uydurmaca şeylerdir. zelig, işte bu yanılsamayı bir ucundan tutar, sonuna kadar götürür. üstelik belgesel gibi gerçek olduğunu, gerçeklikle derdi olduğunu, gerçeklikten yola çıktığını iddia eden bir formu benimseyerek yapar bunu. susan sontag ya da saul bellow karşımıza çıkıp gerçekliğine asla inanamayacağımız; karşısına geçtiği herkes gibi olabilen, örneğin şişman bir yahudiyle şişman bir yahudi, bir siyahla siyah olabilen bir bukalemun adamla ilgili entelektüel açıklamalar yaparlar da nasıl inanmayız ki onlara? ya bu bukalemun adamın bütün bir amerikan kültürü üzerinde bıraktığı izleri gördüğümüzde ne düşünürüz? bu adamın şişman bir siyaha dönüştüğüne tanık olursak? bu adam aynı zamanda sevebiliyorsa, başına bir şeyler geliyorsa ve terapi görmesine rağmen işler yolunda gitmediğinde soluğu nazi ordusunda alıyorsa? film, bu karakterin hayatı üzerine yapılan filmlerden de bahsediyorsa? zelig'in hayatına giren insanların yaşlanmış halleriyle röportaj yapıyorsa? peki, kurmacadan yola çıktığını söyleyen bir film bunları yaptığında ona inanırız da belgesel formunu kullanan bir filmde neden inanmayız? üstelik her tür kanıt önümüze sunuluyorken?

aynı zamanda bu metaforu ciddiye alma tavrında çocuklara ya da psikotiklere özgü bir şey vardır. çocuk, annesinin "öldürürüm seni" tehdidini ciddiye alır. yetişkinler, çocuklara, hayvanlara "yerim seni" diyebilirler ama bunu yapmazlar, oysa bir psikotik, gerçekten de sevdiğini parçalayıp yiyebilir. zelig de yalnızca metafor olduğu konusunda anlaştığımız bir şeyi, sinemanın üzerine kurulduğu yanılsamayı çocuksu ya da psikotik bir iddiayla ciddiye alır, böylelikle de onu en son noktaya taşır. hepimiz kabul edilmek için başkasına benzemek, o olmak, onun hayatını yaşamak isteriz. ama zelig bizzat yapar bunu. filmin psikanalize demir attığı yer de yalnızca hikâyesini psikanalize bağlaması, psikanaliz seanslarını göstermesi değil, aynı zamanda da işte bu metafor ile gerçeklik arasındaki mesafeye dokunma, onu dert edinme çabasıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder